Evvel Zaman İçinde İzmir: “Arkeoloji, Tarih ve Kültür” Söyleşisi

İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi tarafından düzenlenen söyleşide İzmir’in tarihi ve kültürü çok katmanlı bir biçimde ele alındı.

İzmir’in tarihini farklı boyutlarıyla değerlendirmek ve ortaya koymak amacıyla Prof. Dr. Fuat Sezgin Konferans Salonunda düzenlenen ve Tarih Bölümü Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cahit Telci ile Türk İslam Arkeolojisi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Akın Ersoy’un konuşmacı oldukları söyleşiye Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şaban Doğan, Sosyal Bilimler Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Mustafa Şahin, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Ceren Pilevneli Çubuk ile akademisyenler ve çok sayıda öğrenci katıldı.

Fakülte Olarak Kent Tarihi Çalışmalarına Odaklandık

Programın açılış konuşmasını yapan Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Ceren Pilevneli Çubuk, “Saygıdeğer hocalarım, kıymetli öğrencilerimiz, hepiniz hoş geldiniz. İzmir, geçmişi tarih öncesi dönemlere dayanan kadim bir şehir.  İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi olarak planladığımız, bu dönem içerisinde çeşitli konferanslar ve söyleşilerle odaklanmak istediğimiz kent tarihi çalışmalarına dair söyleşi ve etkinliklere bu yüzden İzmir’le başlamak istedik. Bu vesileyle çok değerli iki hocamız Prof. Dr. Cahit Telci ve Prof. Dr. Akın Ersoy’dan İzmir’e dair keyifli bir söyleşi dinleyeceğiz. Katılımınız için hepinize çok teşekkür ediyorum, saygılarımla” dedi.

İzmir’in 300 Bin Yıllık Bir Tarihi Var

Batı Anadolu Arkeolojisi ve özellikle Smyrna Antik Kenti üzerine çalışmalar yapan, 2007 yılından bu yana Smryna Antik Kenti Kazı Başkanlığını sürdüren Prof. Dr. Akın Ersoy, “İzmir’in tarihi, özellikle de Karaburun dikkate alındığında 300 Bin yıl önceye kadar gider. İskan tarihi açısından ele aldığımızda ise, günümüzden 8500 yıl önceye gideriz. Yeşilova Höyüğü, bu coğrafyanın en erken yerleşim yeri olarak bilinir. Buğdayın, tahılın ilk defa insanın eline dokunduğu, insanın tarımsal faaliyetlere başladığı Neolitik Çağ’a ait bir yerleşim yeridir burası. Sonrasında gelen Kalkolitik Çağ’ı ve arkasından gelen ve yaklaşık 3000’lerde başlayan Tunç Çağı’nı ifade eden yerleşimler de var İzmir’de, Bayraklı yerleşiminde. Eski Smyrna olarak bildiğimiz bu nokta, güçlü bir Tunç Çağı yerleşimi ama ondan da güçlü olan daha sonraki M.Ö. 1200 ile 300 yılları arasındaki Demir Çağı yerleşimi var” dedi.   Büyük İskender’in Bayraklı’yı, eski Smyrna’daki yerleşim yerini ele geçirdikten sonra, Konak’ta; Kadifekale’den Kemeraltı’na uzanan yamaçlarda yepyeni bir kent kurulduğunu anlatan Prof. Dr. Ersoy, İzmir’in tarihi ve kültürü ile Smyrna Antik Kenti kazılarında ortaya konan bulgulara ilişkin derinlemesine bilgiler verdi.

Kadim Bilgi Değişmiyor

Kent tarihi çalışmalarında disiplinlerarası yaklaşımın öneminden söz eden Tarih Bölümü Yeniçağ Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cahit Telci ise, “Burada Tarih Bölümü öğrencileri; Arkeoloji, Sosyoloji, Bilgi ve Belge Yönetimi, Edebiyat bölümlerinin öğrencileri var. Biz burada tarih konuşuyoruz ama hikayenin aslında bütün öğrenci arkadaşlarımızın uğraşı alanlarıyla ilgisi var. Çünkü şehir tarihi dediğimiz yerde bir tarihten söz edebiliyoruz ama o tarih içerisinde bütün bu alanları; bütün farklı meslek gruplarını, bilgi alanlarını da ilgilendiren şeyler var. İzmir’in Yeni Çağ’daki tarihine ilişkin bilgiler veren Prof. Dr. Telci, Prof. Dr. Akın Ersoy’un Kazı Başkanlığını yaptığı Smyrna Agorasının üst katmanlarında yer alan yerin adının Pazar Yeri olduğunu belirterek, agorayla pazar yeri denilen yerin fonksiyonel olarak aynı şey ve neredeyse üst üste olduğunu, şehirdeki bu alanların kullanımındaki kadim bilginin insanlar ve inançlar değişse de değişmediğini söyledi.

Program, katılımcılardan gelen soruların yanıtlanması ile birlikte sona erdi.