Prof. Dr. Fahri Işık İKÇÜ’de “Hiç Hellen Olmayan Anadolu’ya Sahiplik” Başlıklı Konferans Verdi

İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ), 2025 yılında Anadolu Arkeolojisi alanında Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülüne layık görülen klasik arkeolojinin duayen ismi Prof. Dr. Fahri Işık’ı ağırladı. Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi’nin konuğu olan Prof. Dr. Işık, “Hiç Hellen Olmayan Anadolu'ya Sahiplik” başlıklı bir konferans verdi.

Anadolu Arkeolojisi üzerine uzun soluklu çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Fahri Işık, Batı merkezli tarih anlatısını kökten değiştirecek bilimsel tezlerini İKÇÜ Prof. Dr. Fuat Sezgin Konferans Salonunda gerçekleşen programda paylaştı. “Uygarlık Anadolu’dan Doğdu” adlı eseri başta olmak üzere pek çok çalışmasında sunduğu kanıtları anlatan Prof. Dr. Işık, Batı dünyasının “Helenlere” mal ettiği evrensel uygarlık mirasının gerçek sahiplerinin aslında Anadolu’nun kadim halkları olduğunu vurguladı.

İKÇÜ Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi tarafından organize edilen “Türk ve İslam Coğrafyası Arkeoloji Konferansları” kapsamında düzenlenen programa İKÇÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu ile Genel Sekreter Nurettin Memur, Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü Başkanı ve İKÇÜ Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şaban Doğan, Sanat ve Tasarım Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Oğuz Dilmaç, Gemi İnşaatı ve Denizcilik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hakkı Dereli, Genel Sekreter Yardımcısı Muhammed Enes Uzun, Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekan Yardımcıları Doç. Dr. Ruhi Can Alkın, Dr. Öğr. Üyesi Ceren Pilevneli Çubuk, Türk-İslam Arkeolojisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Harun Ürer, akademisyenler ve çok sayıda öğrenci katıldı.

Kültürel Mirasa Yönelik Önemli Çalışmalar Yapıyoruz

Programın açılışında, İKÇÜ’de böylesine önemli bir organizasyonun düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti paylaşan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, “Üniversite olarak, özellikle Türk dünyasında gerçekleştirdiğimiz; hem bilim camiasında hem de ülke gündeminde ses getiren projelere ve programlara öncülük eden başta Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü Başkanı ve İKÇÜ Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şaban Doğan olmak üzere, Türk İslam Arkeolojisi Bölümümüze ve emeği geçen tüm hocalarımıza kalbi şükranlarımı sunuyorum. Hepimizin bildiği gibi geçmişten gelen birikimlerle, farklı medeniyetlerin birbirini etkilemesiyle şekillenen kültür, belli bir coğrafyada yaşamış milletlerin, medeniyetlerin izlerini taşımaya devam ediyor.Savaşların ve medeniyet çatışmalarının dünyayı getirdiği durumu da göz önüne alırsak, bugün tam da ihtiyacımız olan;  medeniyet inşa etmenin sonucu olarak ortaya çıkan, insanlığın kardeşliği ile ifade edilebilecek yaklaşımın, bu bütüncül yapının bilincinde olmakla kazanılabileceğini söyleyebilirim. Bu bakış açısını kavramanın, günümüzü anlamaya ve yarına ilişkin ortak bir projeksiyon geliştirmeye katkıda bulunacağını düşünüyorum. Elbette kültürdeki her değişim ve dönüşüm ortaya çıkarılmalı ve bunun için çaba gösterilmeli. Üniversitelerin bana göre en önemli sorumluluklarından bir tanesi de bu: Araştırmak, geliştirmek, gün yüzüne çıkarmak ve miras olarak bırakılan bu toprakları, medeniyete katkı yapmak suretiyle gelecek nesle devretmek. Bu anlamda üniversite olarak iyi işler yaptığımızı görüyorum ve bununla da gurur duyuyorum. Bu vesileyle Prof. Dr. Fahri Işık hocamıza da hoş geldiniz diyorum. Çok faydalı ve değerli bir konferans olacağını düşünüyorum. Katılımlarınız için hepinize tekrar teşekkür ediyorum” diye konuştu.

Türk Kültürüne Hizmet Etmeye Devam Edeceğiz

Türk Arkeoloji ve Kültürel Miras Enstitüsü olarak İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) paydaşlığında, “Türk ve İslam Coğrafyası Arkeoloji Konferansları” başlığı altında bir dizi konferans organize ettiklerini belirten Prof. Dr. Şaban Doğan ise, “Enstitü olarak, Türk coğrafyasının her köşesinde, Türk’ün adım atığı her yerde arkeolojik çalışmalar yapmak; Türkiye’de ise daha çok arkeoloji ve kültürel miras üzerine çalışmalar yapmak için yola çıktık. Kutlu olduğunu düşündüğümüz bu yolda, arkeolojinin duayenlerinden Prof. Dr. Fahri Işık hocamız da bizleri yalnız bırakmadı. Davetimizi kabul etmesi, bizim için çok büyük bir bahtiyarlık. Kendilerine şükranlarımı arz ediyorum” dedi. Hem İKÇÜ Sosyal ve Beşeri Bilimler Fakültesi olarak hem de enstitü olarak yurt dışında, Türk coğrafyasında önemli çalışmalar yaptıklarını vurgulayan Prof. Dr. Doğan, “Bu çalışmalarımızda 8 yıldır bizleri hiç yalnız bırakmayan, her koşulda destek veren kıymetli Rektörümüz Prof. Dr. Saffet Köse’ye ve Rektör Yardımcımız Prof. Dr. Yasin Bulduklu hocamıza da huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Bu tip etkinlikleri, sizlerin katılımıyla düzenlemeye; Türk arkeolojisine, Türk kültürüne ve Türk’e hizmet etmeye devam edeceğimizi ifade ediyor, katılımlarınız için tekrar teşekkür ediyorum” ifadelerini kullandı.

Uygarlığın Temelleri Bu Topraklarda Atıldı

“Uygarlığın Batıyı yarattığı bir toprakta, Luvi’lerin anayurdu İyonların toprağında; bu kültür toprağının en genç üniversitesi olan İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi’nde olmaktan memnuniyet duyuyorum. Üzülerek söylüyorum ki, ilk defa bir üniversitenin davetlisi olarak İzmir’deyim. Bu anlamda, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi’ne çok teşekkür ediyorum” diyen Prof. Dr. Fahri Işık, Anadolu’nun tarihsel ve kültürel mirasına ilişkin yerleşik kabulleri sorgulayarak konferansa başladı. Demir Çağı’nda Anadolu kıyılarının, 12 Adanın, Kıbrıs’ın ve Girit’in Yunan olmadığını dile getiren Prof. Dr. Işık, halkın kimliğinin, tek başına yazıda okunamayacağını belirtti. M.Ö. 1200’lü yıllarda gerçekleşen Ege Göçlerinden 700 yıl sonra, M.Ö. 5. Yüzyılda uydurulan mitoslara dayanarak tarih yazılamayacağını belirten Prof. Dr. Işık, Anadolu uygarlıklarının Yunan kökenli olduğunu iddia etmenin tarihe sadakatle bağdaşmayacağını dile getirdi.

Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir” şeklindeki sözünü hatırlatan Prof. Dr. Işık, “Mustafa Kemal, Anadolu tarihine ve o tarihin bizlerle bağlantısına çok büyük bir önem vermiştir. 1930’lu yılların zorlu ekonomik koşullarında; arkeolojinin de bilimsel yöntemlerini öğrensinler, ülkeye dönsünler ve bağımsızca kendi yurtlarının tarihini yazsınlar diye, gençleri yurtdışına göndermek için bir yasa çıkarmış ve onlara ‘Sizleri birer kıvılcım olarak gönderiyorum, alevler olarak geri dönmelisiniz’ demiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün bu sözüne ne hocam Ekrem Akurgal, ne de ben karşılık verebildik ne yazık ki. Hocam 1930’lu yıllarda, Anadolu Yunandır teziyle geri döndü. Ben ise 1960’lı yıllarda orada okudum, 1980’de basılan kitabımda da bir Doğu Yunan ifadesini kullandım. Biz, daima hakikat arayan; onu buldukça ve bulduğumuza kani oldukça da ifadeye cüret gösteren adamlar olamadık. Biz bütün dersleri Avrupa'dan alan adamlar olduk. Bunun karşılığı olarak da Batı, uygarlığı Yunandan yaratmış oldu” dedi.

Mitosların tarih sanıldığını ve bu anlatıdan da bir tarih yaratıldığını kaydeden Prof. Dr. Işık, Hellas’ın yerle bir olduğu bir dönem olan Karanlık Çağ’da, ‘Yunanlıları Anadolu’ya getiren ve Anadolu’yu fetheden’ bir söylem oluşturulduğuna dikkat çekti. Hellas’ın dört bir yanının yıkıma uğradığı bir dönemde Anadolu nasıl fethedilebilir? Bütün kaleler yıkılırken Atina yıkılmamış mıydı? Diye soran Prof. Dr. Işık, uygarlığın temellerinin Yunanistan'da değil, Anadolu'nun köklü yerli kültürlerinde İyonya’da atıldığını ifade etti. Prof. Dr. Işık, “ Bugün Yunanistan’ın pek çok yerinde görülen afişlerde; Pamfilyalılar, Likyalılar ve Pisidyalılar Helen halklarındandır diye yazıyor. Kimse de, bu halkların Anadolu’nun en eski yerlilerinden sayılan Lüvi kökenli olduklarını dile getirmiyor. En ilginç olanı da, Yunan propagandası olarak gemilere asılan afişlerde, Helenlerin tüm sanatların ve bilimin ataları olduğunun yazmasıdır. Mademki bilimin ve sanatın atası Hellas, o dönemde bilim ve sanat neden sadece Anadolu’da ve karşısındaki adalarda var? Bakın sorgulamamak; yazılana ve söylenilene inanmak bizi nerelere götürüyor. Batı Anadolu kıyılarında güçlü bir medeniyet kurmuş olan İyonların Yunan olduğunu söyleyen ilk kişi Herodot’tur. Ondan sonraki yazılanlar hep buna dayanır” diye konuştu.

Herodot’un Tarih’inde, “İyonlar en soylu Atinalılardır” şeklinde bir ifade geçtiğini söyleyen Prof. Dr. Işık, kitapta Batı Anadolu kıyılarındaki 12 İyon kentinin Yunan soyunun en güçsüz ve en az hatırı sayılanları olarak ifade edildiğini ve Atinalıların kendilerine İyon denmesini kabul etmediklerini belirterek çelişkileri ortaya koydu. Batı Anadolu’nun Luvi kökenli kentlerinin Atina Kralı Kodros’un oğulları Androklos ve Neleus tarafından fethedilmesiyle Yunan olduğu şeklindeki tezlerin, Yunanlıların İyon adlandırmasını kabul etmemesiyle büyük çelişki yarattığını; bütün dünyanın İyonu Yunan yapan bu sözleri sorgulamadan kabul ettiğini dile getirdi ve “700 yıl sonra bile birbirinden nefret eden iki ayrı halk var. İkisi de Yunan. Nasıl oluyor bu? Diye sordu. Yazılı metinlerin yanı sıra, arkeolojinin önemine vurgu yapan Prof. Dr. Işık, “Arkeoloji kazı bilimi değil, köken bilimidir. Büyük resme bakmadan, kökene inmeden gerçeği göremezsiniz” dedi. Anadolu’daki kültürel sürekliliğe dikkat çeken Prof. Dr. Işık, “Arkeolojik veriler erken bronz çağının kültürel siyasi biçimlenişinin 2 bin yıl boyunca kesintiye uğramadan devam ettiğini gösteriyor. Çatalhöyük’ten başlayarak İyonya’ya kadar kesintisiz bir devamlılık var. Hiç yabancı yok. 9 bin yıl süren bir kültürel süreklilikten söz ediyorum” şeklinde konuştu. Prof. Dr. Işık, İyonya kültürünün Yunan değil, Anadolu medeniyetlerinin devamı olduğunu vurguladı ve Helenlere atfedilen kültürel ve sanatsal anlamdaki birçok gelişmenin Anadolu kökenli olduğunun altını çizdi ve uygarlığın aslında Anadolu’da doğduğunu vurguladı.

Program, katılımcılardan gelen soruların yanıtlanmasının ardından sona erdi.