TRT Belgesel Yönetmenleri İKÇÜ Film Festivali’nde Deneyimlerini Aktardı
İKÇÜ Film Festivali’nde genç sinemacılarla bir araya gelen TRT Belgesel yönetmenleri, “Mabedin Gölgesinde” ve “Benim Sakin Dünyam” gibi yapımların üretim süreçlerini, teknik detaylardan duygusal derinliğe kadar geniş bir yelpazede değerlendirdi. Söyleşide, akademik ve pratik disiplinin birleştiği noktada belgeselciliğin nasıl bir “matematik” gerektirdiği vurgulandı
Fotoğraf- Deniz Giriş, Cemre YılmazTRT Belgesel Kanalı Koordinatör Yardımcısı Nilay Bilgen’in moderatörlüğünde, İKÇÜ Prof. Dr. Fuat Sezgin Konferans Salonunda düzenlenen söyleşide, “Mabedin Gölgesinde” ve “Benim Sakin Dünyam” gibi yapımların yönetmenleri Nurullah Dinçer ve Hediye Yıldırım Özgen konuşmacı olarak yer aldı.
İnsan ve Caminin Organik İlişkisine Odaklandık
Tarihi mekanların belgesel türünde nasıl işlenmesi gerektiğine dair önemli perspektifler sunan Yönetmen Hediye Yıldırım Özgen, çalışmalarında mimariyi değil, yaşayan hafızayı ön plana çıkardıklarını vurguladı. Belgesel projesinin temel çıkış noktasının “insan ve caminin birbiriyle olan organik ilişkisi” olduğunu belirten Özgen, yapım sürecini şu sözlerle özetledi: “Belgeselimizin çıkış noktası, cami çevresinde şekillenen samimi bir insan hikayesiydi. Beyşehir Eşref Oğlu Camii gibi köklü bir yapıyı anlatırken mimari planların ya da teknik detayların ötesine geçmeyi hedefledik. Asıl merak ettiğimiz, 'İnsanı, cami nasıl etkiliyor ve bu organik ilişki nasıl yürüyor?' sorusuydu. Hızlı ve dinamik bir keşif sürecinin ardından, bu ilişkiyi en yalın haliyle yansıtan bir aile hikayesi üzerinden yolumuzu belirledik”
Tarihi yapıların belgeselleştirilmesindeki en büyük zorluğun, akademik ciddiyet ile izlenebilirliği dengelemek olduğunu ifade eden Özgen, “Türkiye’de ve dünyada tarihi mekan anlatılarında sıkça karşılaşılan en büyük sorun, konuların akademik olarak derinlikli olmasına rağmen, belgesel estetiği açısından ‘sıkıcı’ bulunmasıdır. Biz bu tuzağa düşmemek için mekanın etrafındaki yaşamı, örneğin Şivlilik geleneğini veya bir çocuğun cami gölgesindeki dünyasını hikayemize dahil ettik. Esnafından çocuğuna, caminin gölgesinde yaşayan bu hafızayı kadraja aldığımızda, taş yığını gibi görünen o yapının aslında bir ruhu olduğunu ve yaşayan bir organizmaya dönüştüğünü seyirciye aktarabildik” dedi. Belgesel anlatısını kurgularken farklı hikayeleri birleştirerek bir bütünlük oluşturduklarını söyleyen Özgen, “Amacımız sadece bir camiyi tanıtmak değil, o caminin toplumsal bellekteki yerini ve insan ruhunda bıraktığı izi görünür kılmaktı” ifadeleriyle projenin vizyonunu özetledi.
Belgesel Matematiği: Tarihi Bir Mekanı “Yaşayan” Bir Anlatıya Dönüştürmek
Yönetmen Nurullah Dinçer ise, akademik derinliği olan konuların izleyiciyi sıkmadan aktarılması üzerine belgeselcilikte uyguladıkları “matematiksel kurgu” yaklaşımını paylaştı. Tarihi yapıları anlatmanın, dünyada belgeselciliğin en zorlu alanlarından biri olduğunu ifade eden Yönetmen Dinçer, mekanın büyüleyici etkisini ekrana yansıtırken izleyiciyi dinamik tutmayı temel kalkış noktası olarak belirlediklerini söyledi. Dinçer, “Tarihi bir mekanı sadece görüntülemek yeterli değildir; o mekanın tarihsel ve akademik ağırlığını izleyiciye hissettirmek de gerekiyor. Ancak bunu yaparken belgeseli bir ders videosuna dönüştürmemek, en temel hedefimiz oluyor. Bizim yönetmenlik anlayışımız, hikayeyi bir 'matematik' üzerine oturtmak üzerine kurulu. Seyircinin merakını diri tutmak için sürekli kaçış noktaları, yani nefes aldıracak sekanslar arıyoruz” dedi.
Nurullah Dinçer, akademik yoğunluk ile duygusal akış arasındaki dengeyi ise şu sözlerle açıkladı, “Çok ağır bir konu olan ‘Kufi Yazı’ sanatı üzerine bir bölümü işlerken, izleyicinin sıkılabileceğini öngörürüz. Bu noktada devreye kurgu matematiğimiz giriyor: Teknik bilginin hemen ardından, bir çocuğun cami etrafındaki hikayesi ya da ‘Şivlilik’ geleneği gibi daha duygusal ve hareketli bir sekansı yerleştiriyoruz. Bu sayede, hem uzman izleyiciye aradığı derinliği sunuyor hem de genel izleyiciyi hikayenin içinde tutmayı başarıyoruz. Bizim için belgesel, mekanı mimari bir yapı olarak değil; insanla, hayatla ve gelenekle kurduğu ‘organik bağ’ üzerinden anlatmak demektir”
İKÇÜ’lü geleceğin sinemacılarına tavsiyelerde bulunan yönetmenler, öğrencilik yıllarının, insanın kendi sinematografik dilini keşfettiği eşsiz bir laboratuvar olduğunu vurguladı.
Bilgen’den İKÇÜ’lü Öğrencilere: Özgür, Sorgulayıcı ve Amatör Ruhunuzu Koruyun
TRT Belgesel Kanalı Koordinatör Yardımcısı Nilay Bilgen ise, sektördeki profesyonelleşme sürecinin bazen yaratıcılığı sınırlayabildiğine dikkat çekerek, en samimi hikayelerin öğrencilik yıllarında çıktığını belirtti. Bilgen, “Festivallerde en çok öğrenci filmlerini izlemeyi seviyorum. Çünkü orada, profesyonel kaygıların ötesinde, bambaşka ve cesur bakış açıları var. Sektöre girdiğinizde o profesyonel kalıplar sizi sıkıştıracak; o yüzden bu dönemdeki o özgür, sorgulayıcı ve ‘amatör’ ruhunuzu mutlaka koruyun” dedi.
Program, katılımcılardan gelen soruların yanıtlanmasının ardından sona erdi.