Kadim Mirasa Genç Dokunuş

İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ), Vakıflar Haftası kapsamında düzenlenen özel bir programla kadim vakıf medeniyetinin önemini ele aldı. Akademik perspektif ile öğrenci vizyonunu buluşturan etkinlikte, vakıf kültürünün bir "zarafet ve vicdan mirası" olduğu vurgulandı. Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanlığı (SKS) bünyesindeki Vakıf Kültürü Topluluğu üyesi öğrenciler tarafından düzenlenen etkinlikte; akademik perspektif, gençlerin vizyonu ve somut projeler bir araya geldi.

Etkinliğe, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Sosyal ve Beşerî Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Şaban Doğan, İzmir Vakıflar Bölge Müdür Yardımcısı Musa Özgür Tunalı, Sağlık Kültür ve Spor Daire Başkanı Doç. Dr. Yeliz Doğru, Vakıf Kültürü Topluluğu Başkanı Emre Elmacı, akademisyenler ve öğrenciler katıldı.

Kılcal Damarlara Ulaşan Merhamet

İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Vakıflar Haftası açılış programında yaptığı konuşmada, vakıf geleneğinin bir "sosyal hizmet" zorunluluğundan ziyade bir "zarafet ve vicdan" mirası olduğunu vurguladı. Türk-İslam medeniyetinde vakıf kültürünün toplumsal dayanışmadaki hayati rolüne dikkat çeken Prof. Dr. Yasin Bulduklu, Batı literatüründeki "sosyal hizmet" kavramının oldukça geç geliştiğini hatırlatarak; Anadolu coğrafyasında bu hizmetin binlerce yıldır vakıflar aracılığıyla devlet geleneğinin bir parçası olduğunu kaydetti. Prof. Dr. Bulduklu, “Vakıflar, toplumsal dayanışmayı bir bürokrasi meselesi olmaktan çıkarıp bir gönül işine dönüştürmüştür. Devletin ulaşamadığı kılcal damarlara vakıflar girmiş; eğitimden sağlığa, aşevlerinden kütüphanelere kadar hayatın her alanını katkıda bulunmuştur..Vakıf kültürü, Türk-İslam medeniyetinin sadece bir "yardımlaşma kurumu" değil, aynı zamanda hayata bakış açısını belirleyen estetik ve ahlaki bir zirvedir. Bu kadim mirasın temelinde yatan en önemli unsur fikrin zarafetidir. Batı dünyasında sosyal devlet ve sosyal hizmet kavramları, sanayi devrimi sonrası doğan krizleri çözmek adına "mecburiyetten" ve oldukça geç gelişmiş kurumlardır. Oysa bizim medeniyetimizde sosyal hizmet, bir mecburiyetten ziyade devlet olmanın asli geleneğidir. Dayanışma, resmi evrakların soğukluğunda değil, vakıf eserlerinin samimiyetinde şekillenmiştir. Devletin merkezden ulaşamadığı en ücra noktalara, bir vakıf insanı el uzatmış; eğitimi, sağlığı ve kütüphaneyi hayatın doğal bir parçası haline getirmiştir” dedi.

Sürdürülebilirliğin Kadim Kodu

Medeniyetin asli unsuru olarak Tük - İslam geleneğindeki vakıf kurumunun köklü yapısının sadece insanı merkeze alan dar bir hümanizmle sınırlı olmadığını, "Yaradılanı Yaradan’dan ötürü sevmek" düsturuyla şekillendiğini aktaran Prof. Dr. Yasin Bulduklu; sadece insanı değil, tüm canlıları ve çevreyi önceleyen bir bakış açısına sahip olan bu kültürel kodun, bugünün "sürdürülebilirlik" ve "çevre koruma" kavramlarını yüzyıllar öncesinden hayata geçirmiş hali olduğunu söyledi. Prof. Dr. Bulduklu, “Göç yollarındaki leylekleri düşünen, kışın aç kalan kurtları besleyen vakıflar, hizmet erbabının kırdığı eşyayı tazmin ederek çalışanın onurunu koruyan vakıflara kadar uzanan muazzam bir zarafet geçmişine sahibiz. Bu sadece bir yardım faaliyeti değil, toplumsal bir psikoterapi ve fikrin zarafetidir. Bu bakış açısı ekolojik bir bilinci binlerce yıl öncesinden inşa etmiştir. Nesnelerden insanlara, hayvanlardan doğaya kadar uzanan bu koruma kalkanı, aslında bugünkü sürdürülebilirlik tartışmalarının çok daha zarif ve köklü bir karşılığıdır” diye konuştu.

Para Değil, Zarafet ve Vicdan Bağışlamak

İKÇÜ olarak bu bilinci gelecek nesillere aktarmayı bir borç bildiklerini söyleyen Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bulduklu, kurumsallaşmış bir merhamet hareketi olan vakıfların yaşatılmasının sadece bir görev değil, aynı zamanda medeniyetimize karşı bir sorumluluk olduğunun altını çizdi. Somut kültürel mirasın korunması noktasındaki eksikliklere de değinen Prof. Dr. Bulduklu, “Vakıf kültürü; sadece para bağışlamak değil, zarafet ve vicdan bağışlamaktır. Bugünün betonlaşan ve dijitalleşen dünyasında en büyük sığınağımız bu zarafet fikridir. Bu coğrafyada pek çok medeniyet inşa edilmiş ama çok azı bugüne gelebilmiş. Bir yerleşim yerine gidiyorsunuz, mimari bir yapının sadece duvarı kalmış. Orayı aslına uygun restore etmek yerine, önüne PVC pencereli betonarme bina yapmışlar. Bunu yapanlar da bizleriz. Avrupa’daki şehirlerin yüzyıllardır korunan dokusu, bir "aidiyet" bilincinin ürünüdür.  Betonlaşan şehirlerin ve ruhsuzlaşan modern hayatın içinde, vakıf geleneğinin "zarafet temalı" hatırlatması en güvenli sığınağımız olmalıdır. Bu kadim geçmişe sahip çıkmak, bir tarih merakından öte, medeniyetimize karşı bir sorumluluktur. Gençlerimizden en büyük beklentimiz bu zarafete sahip çıkması, yarının şehirlerini, sanatını ve toplumsal ilişkilerini bu köklü mirastan aldığı ilhamla kurması, vakıf geleneğini sadece bir "tarih dersi" olarak değil, modern dünyaya uyarlanacak bir "gelecek vizyonu" olarak görmesidir. Gençlerimizin bu işe sahip çıkması, geleceğimizi insanca inşa etmemizin tek yoludur. Üniversitelerdeki öğrenci toplulukları ve paydaşlarla yürütülen projelerle bu gibi organizasyonlarla bu kültürün canlı tutulması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü dününü unutanlar, yarını hayal edemezler” dedi.

"Öncülerin Topluluğu" Gençler Görev Başında

Programda konuşan "Öncülerin topluluğu" olarak yalnızca bir öğrenci oluşumu değil, fikir üreten ve değer inşa eden bir yapı olduklarını ifade eden Vakıf Kültürü Topluluğu Başkanı Emre Elmacı, gençlerin geçmiş ile gelecek arasında kuracağı köprünün stratejik bir sorumluluk olduğunu aktardı. Bu yıl ki temalarını "Vakıf Medeniyeti: Mimari ve Zarafet" olarak belirlediklerini, 1048'den bu yana şekillenen bu geleneği günümüzün sosyal ihtiyaçlarına çözüm üreten bir sistem olarak yeniden yorumladıklarını söyleyen topluluk başkanı Elmacı, etkinliklerinin somut projelerle hayat bulmasından memnuniyet duyduklarını kaydetti.  Elmacı, programın içeriğine dair şu bilgileri paylaştı: " Vakıf sadece geçmişten kalan bir miras değil, geleceğe bırakılacak en güçlü imzadır. Bizler yalnızca bugünü değil, yarını inşa etme iddiasıyla yola çıktık. Medeniyetimizin ruhunu yansıtan bu zarafet anlayışını korumak bizim için bir zorunluluktur. Üniversitemizin ‘Farkındayız, farklıyız’ sloganından ilham alarak; üniversitemizde bir öğrenci topluluğu tarafından ilk kez hayata geçirilen kütüphanenin açılışını gerçekleştiriyoruz. SKS koridorunda konumlandırılan bu alan, arkadaşlarımız için üretken bir ortam sunacak. Ayrıca vakıf kültürünü deneyimleyeceğimiz bir 'Vakıf Sokağı' oluşturduk, fotoğraf yarışması sergimizi açtık ve akademik panellerimizle bu kültürü tartışacağız. Vakıf kültürünü sürdürülebilir bir yaşam biçimi olarak görüyoruz. Biz gençler, omuzlarımızdaki köprü kurma sorumluluğunun bilincindeyiz” dedi.

Vakfın Kökleri Uygurlara Dayanıyor

Konuşmaların ardından Sosyal ve Beşerî Bilimler Fakültesi Türk İslam Arkeolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ersel Çağlıtütüncigil ’in Türk vakıf geleneğinin tarihsel derinliğini ve günümüzdeki yansımalarını ele aldığı “'Kültür Varlıklarının Korunmasında Vakıf Geleneğinin Rolü: Korunma, Yaşatma ve Süreklilik' başlıklı konferansına geçildi. Vakıf sisteminin yalnızca bir hayır işi değil, Türk medeniyetinin varlığını sürdürmesini sağlayan devasa bir ekonomik ve kültürel ekosistem olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Ersel Çağlıtütüncigil, vakıf geleneğinin sanılanın aksine İslamiyet öncesi Uygurlara kadar uzandığını bilimsel verilerle ortaya koydu. Doğu Türkistan’daki mağaralarda bulunan 2.000 yıllık Uygurca vakfiye belgelerinin bugün Berlin Müzesi’nde sergilendiğini hatırlatan Çağlıtütüncigil; Türklerin kadim bir yardım ve bağış kültürüne (viharlar ve tapınaklar üzerinden) sahip olduğunu, bu sistemin Karahanlı, Gazneli ve Selçuklu yoluyla Anadolu’ya ve Balkanlar’a ulaştığını ifade etti.

Geleneğimizi Güncelleyemezsek, Kendi Mirasımızı Başkasından Tüketiriz

Türk coğrafyasının Orta Asya’dan Anadolu’ya uzanan devasa bir arkeolojik hazine olduğunu belirten Prof. Dr. Çağlıtütüncigil, bu zenginliğin uzun yıllar yabancı seyyah ve araştırmacıların tekelinde kaldığına dikkat çekti. Günümüzde ise bu mirası araştıracak akademik yetkinliğe ulaşıldığını ifade eden Prof. Dr. Çağlıtütüncigil, "Gelenek" ve "Güncellik" arasındaki bağın kopmaması gerektiğini şu sözlerle dile getirdi:

"Eğer geleneğinizi güncelleyemiyorsanız sorun yaşıyorsunuz demektir. Bugün gittiğiniz devasa alışveriş merkezleri Osmanlı’daki Kapalıçarşı’nın, şehirlerarası yollardaki dinlenme tesisleri ise Selçuklu kervansaraylarının modern bir kopyasıdır. İşlevsel olarak hiçbir farkı yoktur. Eğer biz bu geleneği tanımaz ve güncelleyemezsek; dünya bize bunu 'yeni bir keşif' gibi sunar ve biz de kendi öz mirasımızı başkasının icadıymış gibi büyük bir iştahla tüketiriz.”

Kültür varlıklarının korunmasında vakıf sisteminin "bakım ve onarım" garantisi sağladığına değinen Prof. Dr. Çağlıtütüncigil, restorasyon hatalarına karşı da uyardı: "Biz arkeologlar küçük bir kiremit parçasından veya bir isimden koca bir tarih keşfedebiliyoruz. Eğer bir restorasyonda o küçük izi yok ederseniz, sonraki neslin gerçeği bilme hakkını elinden alırsınız. Vakıf sistemi, bir eserin sadece taşını değil, ruhunu ve geleceğini de korumalıdır."

Konuşmasında restorasyon yanlışlarına ve kültürel varlıkların korunmasına dair hayati uyarılarda bulunan Prof. Dr. Çağlıtütüncigil, arkeolojik verinin hassasiyetine vurgu yaparak; "Bizler küçük bir kiremit parçasından, bir isimden yola çıkarak koca bir yerleşkeyi keşfedebiliyoruz. Eğer restorasyon sırasında 'bu sadece bir taş' deyip o izi yok ederseniz, bir sonraki neslin o hikâyeyi öğrenme şansını elinden alırsınız. Vakıf eserlerini korumak sadece fiziki bir tamirat değil, modern koruma ilkeleriyle o tarihi veriyi geleceğe nakletmektir" ifadelerini kullandı. Vakfiyelerin korunmasına verilen önemi tarihi bir örnekle ifade eden Prof. Dr. Çağlıtütüncigil, Amasya’daki bir vakfiye kitabesinde yer alan; "Her kim bu vakfı yok etmeye kastederse Tanrı’nın ve meleklerin laneti onun üzerine olsun" yazısını hatırlatarak, medeniyetimizin bu eserlerin bekasına verdiği kutsal öneme işaret etti.

İKÇÜ'lü Gençlerden Geleceğe İmza

Program; "Mimariyi Zarafetle ve Vakıf Kültürü ile Buluşturan Kareyi Yakala" temalı fotoğraf yarışmasında ödül alanlara hediyelerinin takdimi, fotoğraf sergisinin ziyareti, Vakıf Sokağı’nın gezilmesi ve İKÇÜ’de ilk kez bir öğrenci topluluğu tarafından kurulan kütüphanenin açılışı ile sona erdi.