47,1671$% 0.14
53,9417€% -0.15
6.053,67%0,53
3.992,78%0,42
13.989,92%-1,83
16 Temmuz 2026 Perşembe
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi, eğitim-öğretim kalitesini sürekli iyileştirme hedefleri ve akreditasyon süreçleri kapsamında geleneksel hale getirdiği Eğitim Öğretimde İyi Örnek Paylaşım Çalıştayı’nın üçüncüsünü gerçekleştirdi
Fotoğraf- Azad Nabıyev
Mühendislik Eğitim Programları Değerlendirme ve Akreditasyon Kurulu (MÜDEK) tarafından 7 programı akredite edilerek büyük bir başarıya imza atan İKÇÜ Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi, derslerdeki yenilikçi ve örnek uygulamaları değerlendirdi.
Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen çalıştaya; İKÇÜ Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Süleyman Akbulut, Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gökçen Bombar, Dekan Yardımcıları Dr. Öğr. Üyesi Aydın Ülker ve Dr. Öğr. Üyesi Sema Demirci Uzun, Çalıştay Başkan Vk. Öğr. Gör. Dr. Hanife Vardı Topal, Fakülte Sekreteri Süleyman Ayer ve fakülte bünyesinde görev yapan çok sayıda akademisyen katıldı.
Eğitimde Sürekli İyileştirme Vizyonu
Çalıştayın açılış konuşmasını yapan Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gökçen Bombar, fakültenin eğitimde sürekli iyileştirme vizyonunu paylaştı. Eğitim kalitesini her geçen gün daha yukarı taşımayı hedeflediklerini belirten Dekan Prof. Dr. Gökçen Bombar, “Mühendislik ve Mimarlık Fakültemizin eğitim-öğretimde sürekli iyileştirme yolculuğunda önemli bir aşama olan 3. Eğitim-Öğretimde İyi Örnek Paylaşım Çalıştayı’nda sizlerle birlikte olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Bu yolculuk ilk olarak 3 Temmuz 2025 tarihinde başladı. İlk çalıştayımızda 2024-2025 Güz Dönemi dersleri arasından seçilen 12 ders iyi örnek olarak sunulmuş, 21 farklı kategoride ödüller dağıtılarak ilk kurumsal deneyimimizi kazanmıştık. İlk çalıştayın ardından aldığımız geri bildirimleri hızla dikkate alarak önemli iyileştirmelere gittik. Süreci tamamen kurumsallaştırmak adına da Doç. Dr. Aziz Kolkıran başkanlığında ‘İyi Örnek Paylaşım Çalıştayı Eğitim Çalışma Grubu’nu kurduk” dedi. Katılımcılardan gelen geri bildirimler doğrultusunda organizasyon yapısında köklü reformlar yaptıklarını aktaran Prof. Dr. Bombar, “Çalıştayı tek oturum yerine A ve B grupları şeklinde yeniden planladık ve her çalıştayda 6 dersin sunulmasını sağladık. Bu süreçte değerlendirme kategori sayısını 21’den 14’e düşürerek organizasyon rehberimizi güncelledik ve tamamen elektronik değerlendirme sistemine geçiş yaptık. Bir bölümde gerçekleştirilen iyi bir uygulamanın diğer bölümlere aktarılması, eğitim kalitemize doğrudan katkı sağlamaktadır. Bu uygulamamızın YÖKAK ara değerlendirme sürecinde de güçlü yönlerimizin arasında gösterilmiş olması, doğru bir yolda ilerlediğimizi göstermektedir. Bu vesileyle başta İyi Örnek Paylaşım Çalıştayı Eğitim Çalışma Grubu Başkanımız Doç. Dr. Aziz Kolkıran ve çalışma grubu üyelerine, üç çalıştay boyunca büyük emek veren öğretim üyelerimize, değerlendirmeye katkı sunan jüri üyelerimize, bugün sunum yapacak hocalarımıza ve organizasyonda görev olan tüm idari personelimize içten teşekkürlerimi sunuyorum” dedi.
Amaç: Ortak Bir Kalite Hafızası Oluşturmak
Çalıştay Başkan Vk. Öğr. Gör. Dr. Hanife Vardı Topal ise, çalıştayın hazırlık süreci, kalite güvencesi hedefleri ve bu yıl hayata geçirilen yenilikçi uygulamalar hakkında kapsamlı bilgiler paylaştı ve etkinliğin sürdürülebilir bir kurumsal öğrenme kültürü oluşturmadaki rolünü vurguladı. Çalıştayın sadece sunumlardan ibaret olmadığını, arkasında ciddi bir kurumsal vizyon barındırdığını ifade eden Öğr. Gör. Dr. Topal, “Bugün burada yalnızca iyi eğitim-öğretim uygulamalarını dinlemek için değil; fakültemizin eğitim-öğretim kalitesini birlikte görünür kılmak, kanıtlarla güçlendirmek ve sürdürülebilir bir kurumsal öğrenme kültürü oluşturmak için toplandık. Bu çalıştayın temel amacı; derslerimizde ortaya çıkan iyi uygulamaları paylaşmak, bunları bölüm ve program sınırlarının ötesine taşıyarak ortak bir kalite hafızası oluşturmaktır. Bu yönüyle çalıştayımız; Bologna sürecinde ders öğrenme çıktılarının görünür ve ölçülebilir biçimde ele alınmasına, MÜDEK ve diğer akreditasyon süreçlerinde ihtiyaç duyduğumuz sürekli iyileştirme döngüsüne, somut kanıt üretilmesine ve fakülte genelinde ortak bir ‘iyi uygulama dili’ geliştirilmesine doğrudan hizmet etmektedir” dedi. Öğr. Gör. Dr. Topal, çalıştayın gerçekleşmesinde emeği geçen herkese teşekkür ederek konuşmasını tamamladı.
Açılış konuşmalarının ardından çalıştay oturumlarına geçildi. İki oturum şeklinde gerçekleşen çalıştayın ilk oturumunun başkanlığını Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Serpil Yılmaz Kutluay yaptı. İlk oturum, Prof. Dr. Mehmet Özgür Seydibeyoğlu, Öğr. Gör. Dr. Özge Erbaş Melıs ve Arş. Gör. Dr. Mina Aslan’ın sunumlarıyla tamamlandı. Şehir ve Bölge Planlama Bölümü’nden Öğr. Gör. Dr. Hanife Vardı Topal’ın başkanlığında gerçekleşen ikinci oturumda ise Dr. Öğr. Üyesi Fatih Cemal Can, Dr. Öğr. Üyesi Erhan Demirok ve Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Güven Koçak sunum yaptı.
Ödül ve belge takdimi ile birlikte program sona erdi.

İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ) Hukuk Fakültesi, adalet ve hukuk alanındaki vizyoner projesiyle uluslararası alanda büyük bir başarıya imza attı.
İKÇÜ Hukuk Fakültesi takımı, Avrupa Konseyi bünyesinde faaliyet gösteren Avrupa Adaletin Etkinliği Komisyonu (CEPEJ) tarafından düzenlenen prestijli “Genç Avrupa Kristal Terazi Adalet Ödülü” (Junior European Crystal Scales of Justice Prize) yarışmasında hazırladığı proje ile Avrupa çapında ilk 6 finalist arasına girerek Türkiye’yi ve İKÇÜ’yü gururla temsil etti.
İKÇÜ Hukuk Fakültesi Bilişim ve Teknoloji Hukuku Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Deniz Onur Aras’ın temsil ve koordinatörlüğünde hazırlanan takımda, Özel Hukuk Tezli Yüksek Lisans programı öğrencileri Hatice Sena Kahya, Merve Özaydın, Melisa Ersoy, Selin Seben Sert ve Emre Kutay Gürbaş yer aldı.
Yarışmanın değerlendirme süreci, Avrupa hukuk camiasının tanınan ve saygın isimlerinden oluşan bağımsız bir jüri tarafından titizlikle yürütüldü. Projeleri inceleyen kurulda; eski hâkim ve CEPEJ uzmanı Maria Giuliana Civinini, Bosna Hersek Yüksek Mahkemesi Hâkimi Svjetlana Milisic Velickovski, hukuk uzmanı ve CEPEJ uzmanı Karim Salem, Strazburg Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Christos Giannopoulos ile Université libre de Bruxelles Öğretim Üyesi Prof. Dr. Séverine Menétrey görev yaptı.
Avrupa genelinden çok sayıda üniversitenin katıldığı ve oldukça çekişmeli geçen sürecin ardından, yapılan ön değerlendirmeler ve elemeler sonucunda 6 üniversite finalist olarak yarışmaya hak kazandı. Yarışmanın final etabında Oxford Üniversitesi Hukuk Fakültesi gibi dünya çapında markalaşmış bir ekolle başa baş mücadele ederek ilk 6 üniversite arasına giren İKÇÜ Hukuk Fakültesi, akademik kalitesini ve araştırma vizyonunu bir kez daha tescillemiş oldu.

TÜBİTAK Bilim İnsanı Destek Programları Başkanlığı (BİDEB) tarafından yürütülen 2209-A ve 2209-B programlarının 2025 yılı başvuru sonuçlarına göre, İKÇÜ öğrencilerinin toplamda 138 projesi destek almaya hak kazandı.
Bilimsel araştırma ve sanayi odaklı projeleriyle adından sıkça söz ettiren İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi (İKÇÜ), akademik birikimini sahaya ve üretime dönüştürme başarısını öğrenci projeleriyle de sürdürüyor.
TÜBİTAK Bilim İnsanı Destek Programları Başkanlığı (BİDEB) tarafından yürütülen 2209-A Üniversite Öğrencileri Araştırma Projeleri Destekleme Programı kapsamında İKÇÜ öğrencilerinin sunduğu 124 proje desteklenmeye değer görüldü. Sağlıktan mühendisliğe, sosyal bilimlerden fen bilimlerine kadar çok geniş bir yelpazede hazırlanan projelerle İKÇÜ, genç araştırmacı yetiştirme vizyonunu bir kez daha ortaya koydu.
Üniversite-sanayi iş birliğinin en somut örneklerinin desteklendiği 2209-B Üniversite Öğrencileri Sanayiye Yönelik Araştırma Projeleri Destekleme Programı sonuçlarında ise, sektörün sorunlarına yenilikçi çözümler üreten İKÇÜ’lü gençlerin 14 projesi desteklenmeye değer bulundu.
İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesinde (İKÇÜ), 15 Temmuz demokrasinin ve milli iradenin zaferinin yıl dönümü kapsamında anlamlı bir panel gerçekleştirildi.
Rektör Prof. Dr. Saffet Köse’nin moderatörlüğünde düzenlenen “15 Temmuz Gecesinde Medyanın Rolü” başlıklı panelde; Türk medyasının direnişteki stratejik önemi, tarihi canlı yayınların perde arkası ve hafızalara kazınan gazete manşetleri kronolojik ve sosyolojik bir perspektifle ele alındı. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu’nun akademik, Anadolu Ajansı (AA) İzmir Bölge Müdürü Ahmet Caner Baysal’ın ise sektörel sunumlarıyla katkı sağladığı panelde, Türkiye’nin kendi geleceğini tayin etme kararlılığının en somut nişanesi olan 15 Temmuz direnişinin en önemli aktörlerinden Türk medyasının devlet-millet kenetlenmesinde üstlendiği role dikkat çekildi.

Panelin açılış ve moderatörlük konuşmasını yapan Rektör Prof. Dr. Saffet Köse, Batı dünyasının İslam ülkelerine yönelik stratejilerini “içeriden yönetme” modeline kaydırdığına dikkat çekti. FETÖ’nün bu amaca hizmet etmek için insanların temiz dini duygularını sömürdüğünü belirten Prof. Dr. Köse, Sosyolog Erol Güngör’ün “Kitleleri harekete geçirmede en etkili araç dindir” sözünü hatırlattı. Prof. Dr. Köse, örgütün bu gücü kullanarak milleti hipnotize etmeye çalıştığını ancak Türkiye’deki güçlü kurumsal din eğitimi engeline takıldığını belirtti.
Cumhurbaşkanımızın Dirayeti Tarihin Akışını Değiştirdi
Rektör Prof. Dr. Köse, “Batı, Doğu toplumlarını yönetmek, çerçevelemek ve sömürmek için sosyoloji, psikoloji, antropoloji gibi bilim dallarını araçsallaştırdı. Batı merkezli hegemonik zihniyet, kendisi gibi inanmayan bütün insanları sapkın görüyor. Gerekirse yok etmeyi görev olarak kabul ediyorlar. Farklılıklar üzerinden problemler çıkarmak üzere kendilerini konumlandırmışlar. Farklılıkları çatıştırıyorlar. Bunu da din, mezhepler, ırklar üzerinden yapıyorlar ve maalesef başarıyorlar. Bugün Nijerya’da Boko Haram’ı, bu coğrafyada DAEŞ’i, Haşdi Şabi’yi ve FETÖ’yü kuran, fonlayan ve büyüten akıl aynı küresel akıldır. Bunu zaten kendi devlet başkanları da itiraf etmektedir. Eğer dini sağlıklı bir zeminde insanlara öğretmezseniz, bu durum çok tehlikeli sonuçlar doğurur. Dünyada tarikat şeyhlerinin emriyle topluca intihar eden topluluklar gördük. Fethullah da bu yöntemi kullandı ama ülkemizde başarılı olamadı. Çünkü İlahiyat Fakültelerimiz, Diyanet Teşkilatımız ve din eğitimi veren okullarımız sayesinde bu milletin zihnindeki dini bilgi sağlıklıydı. O zifiri karanlık gecede, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın hiçbir tehdide boyun eğmeyen liderlik vasfı, yüksek dirayeti ve milleti meydanlara çağıran cesur duruşu, tarihin akışını değiştirmiştir. Bu tarihi çağrıya anında yanıt veren aziz milletimizin sarsılmaz vatanseverliği, canından aziz bildiği istiklali uğruna tankların önüne gövdesini siper eden imanı, küresel senaryoları bir gecede yerle yeksan etmiştir. Örgüt gerçek kimliğini ortaya koyduğunda; devletinin yanında saf tutan milletin sağduyusu, feraseti ve gerçek inancı harekete geçerek bu hain girişimi bitirdi. Bu yüzden hem milli ve manevi değerlerimizi koruyan kurumlarımıza hem de bu asil vatanseverlik ruhuna sonuna kadar sahip çıkmalıyız” dedi.
Algı Operasyonları ve Medya Üzerinden Yürütülen Psikolojik Harp
15 Temmuz gecesi yaşananların sadece yerel bir ihanet şebekesinden ibaret olmadığını, küresel bir senaryonun sahneye konulduğunu vurgulayan Prof. Dr. Köse, Edward Said’in Oryantalizm eserine atıfta bulunarak; Batı dünyasının ve oryantalizmin Doğu toplumlarına faydacı ve ayrıştırıcı bir amaçla yaklaştığını kaydetti. Rektör Prof. Dr. Köse, ‘Darbe girişimi sırasında CIA’in uzantısı olarak faaliyet gösteren küresel bir özel istihbarat şirketinin, Cumhurbaşkanımızın uçağının rotasını anlık olarak dünyaya servis etmesi ve eş zamanlı olarak ABD merkezli NBC News’in “Cumhurbaşkanı Erdoğan Almanya’dan sığınma talep etti” şeklinde asılsız iddialar yayması tesadüf değildir. Bu hamleler, milli iradeyi kırmak ve darbecilere psikolojik üstünlük sağlamak için planlanmış organize birer algı operasyonudur. Yaşanan bu somut örnekler, karşımızdaki kirli yapının köklerini, sınırları aşan bağlantılarını ve arkasındaki küresel üst aklı tüm çıplaklığıyla gözler önüne sermektedir.” diye konuştu.

Hainlerin Zamanlama Planını Milletin Doğal Refleksi ve Sağduyusu Bozdu
Panelde medyanın ve toplumsal reflekslerin sosyolojik boyutunu açıklayan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, 15 Temmuz gecesi Türk milletinin gösterdiği direnişin dünya tarihinde bir eşi daha olmadığını söyledi. Darbe girişiminin zamanlamasına ve kriz yönetimine dair çarpıcı teknik detaylar paylaşan Prof. Dr. Bulduklu, örgütün planlarının nasıl altüst olduğunu resmi raporlar ve itirafçı beyanları üzerinden aktardı. Prof. Dr. Bulduklu, “Krizin genel karakteri belirsizliktir ve belirsizlik insanı ürkütür. Biz toplum olarak kriz anlarında planlı hareket etmekten ziyade kültürel kodlarımızla, doğal bir refleksle bir araya toplanıyor ve hızlı kenetleniyoruz. 15 Temmuz’da da böyle oldu. FETÖ’cü hainlerin kendi ifadelerine göre kalkışma saati aslında gece 03,00 olarak planlanmıştı. Eğer o saatte başlasalardı, millet sabah darbe ortamına uyanacaktı ve zayiat çok daha ağır olabilirdi. Ancak MİT’e yapılan ihbar ve örgüt içindeki sızıntılar nedeniyle panikleyip planı saat 20.30 sularına çektiler. Millet henüz ayaktayken bu işe kalkışmaları, planlarının erkenden deşifre olmasını sağladı. Tabii ki saat 03.00’te de olsaydı bu milletin sağduyusu onlara geçit vermezdi ama zamanlamanın öne kayması oyunlarını tamamen bozdu” dedi.
Eski Darbelerin Ezberi İletişim Teknolojileri ve Medyanın Dik Duruşuyla Bozuldu
Eski darbeler ile 15 Temmuz arasındaki en büyük farkın iletişim teknolojileri ve medyanın duruşu olduğunu belirten, o gece yürütülen başarılı iletişim stratejisine değinen Prof. Dr. Yasin Bulduklu, sergilenen devlet-millet kenetlenmesiyle hainlerin başarısız olduğunu ifade etti. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, “Geçmiş darbelerden alışkın oldukları için askerler ilk olarak TRT’ye yürüdü ve kurumu tamamen tahliye edip yayını kestiler. Eskiden sadece televizyonu susturduğunuzda herkes susuyordu. Ancak bu kez farklı bir tablo vardı; başta TRT’nin hızla toparlanması, yerel ve ulusal kanalların kesintisiz yayına devam etmesi kırılma noktası oldu. Dönemin Başbakanı Sayın Binali Yıldırım’ın süreci ilk andan itibaren bir ‘darbe’ değil, başarısızlığa mahkûm bir ‘kalkışma’ olarak nitelendirmesi, psikolojik üstünlüğü millete verdi. Ardından Sayın Cumhurbaşkanımızın ekranlardan yaptığı o tarihi çağrı, halkın topyekûn sokaklara dökülmesini ve darbenin ilerlemesini engelledi. Türk medyası o gece vatan savunmasında muazzam bir sınav verdi; koordinasyon ve mobilizasyon tamamen medya üzerinden başarıyla yürütüldü. Hiçbir millet yok ki böyle bir girdaptan tek yürek olarak çıkabilsin. Kendisine doğrulan tankların üzerine yürüyen, sopa ile direnen, mermilere göğsünü siper eden başka bir halk yoktur. O geceye ait videoları her izlediğimde derinden etkileniyorum; evinde bebeği olan anneler babalar meydanlara koştu, gencecik evlatlarımız da hainlerin üzerine yürüdü. Biz bu şanlı direnişi ve tuttuğumuz yasları konuşurken, aslında kazandığımız o muazzam başarıyı farkında olmadan küçümsüyoruz. Bu algının kırılmasında ve o gecenin hakkıyla idrak edilmesinde medyanın rolü hayati bir önem taşımaktadır” ifadelerini kullandı.
Uluslararası Medyanın Kirli Propagandası
Uluslararası ana akım medyanın ve FETÖ destekli küresel yayın organlarının o gece yürüttüğü çok katmanlı kara propagandayı somut örneklerle deşifre eden Prof. Dr. Yasin Bulduklu, küresel medyanın iki yüzlü tavrını eleştirdi. Prof. Dr. Bulduklu, “Uluslararası medya, kalkışmanın ilk saatlerinde habercilik ilkelerini bir kenara bıraktı. Fox News gibi küresel kanallar ekranlarında adeta darbe seviciliği yaparak savunurken, Daily Times gibi mecralar iradesine sahip çıkmak için tankların önüne atlayan kahraman halkı ‘koyun’ olarak niteleyecek kadar küstahlaştı. Ne zaman ki Sayın Cumhurbaşkanımızın tarihi çağrısı ve hükümet yetkililerimizin net duruşuyla ibre tersine döndü, darbenin gidişatını gözleyen bezgin bir üslup takınıldı ve kalkışmanın başarısız olacağını anladıkları anda ise psikolojik harbin yönünü değiştirdiler. Organize bir dezenformasyon mekanizması devreye sokuldu. Uluslararası mecralarda satılık kalemlere sipariş makaleler yazdırarak, meşru hükümeti ‘baskıcı ve intikamcı’ göstermeye çalıştılar. FETÖ medyasının ve siber alandaki manipülasyon hesaplarının ürettiği argümanları küresel kamuoyuna taşıdılar. Yürüttükleri sistematik algı operasyonunun temel hedefi; Türkiye’nin bu direnişle modern dünyadan kopacağı, hızla dindarlaşacağı ve kaos içindeki bir Ortadoğu ülkesine dönüşeceği korkusunu yayarak darbecileri masumlaştırmaktı” dedi.
Mevzu Vatansa Gerisi Teferruattır Diyen Türk Medyası
Küresel ölçekteki devasa algı operasyonunun ve dezenformasyon kuşatmasının Türk medyasının sergilediği tarihi dayanışma sayesinde çöktüğünü belirten Prof. Dr. Bulduklu, yerel medyanın milletin sesi olma işlevini hakkıyla yerine getirdiğini belirtti. Prof. Dr. Yasin Bulduklu, “Batı medyası bu kirli senaryoyu yazarken, Türk medyasının ideolojik farklılıkları bir kenara bırakıp ‘Mevzu vatansa gerisi teferruattır’ diyerek tek yürek olacağını hesaba katmamıştı. O gece Türk medyası, uluslararası şebekelerin iddia ettiği gibi sadece pasif bir haber iletici değil, bizzat milli iradenin koordinasyon ve mobilizasyon merkezi haline geldi. Ulusal ve yerel yayın organlarımızın hiçbiri haddini aşan, darbecileri meşrulaştıran tek bir yayına müsaade etmedi. Sosyal medya ve televizyonlar üzerinden halkın sokaklarda kalmasını sağlayan kesintisiz bir bilgi akışı yönetildi. Dahası, doğru zamanda doğru isimlerin ekranlara çıkarılması; sahayı, sokağı ve ordu içindeki vatansever subayların sesini millete ulaştırması müthiş bir iletişim zekasıydı. Uluslararası medyanın ‘Türkiye’de iç savaş var’ veya ‘Hükümet düştü’ yalanlarına, Türk medyası çıplak gerçeği anında dünyaya haykırarak yanıt verdi. Demokratik meşruiyeti koruma altına alan bu kararlı yayıncılık, sokağın motivasyonunu diri tuttu ve küresel şer odaklarının Türkiye’yi kendi silahıyla vurma planını tamamen boşa çıkardı” ifadelerini kullandı.
Konuşmasının sonunda hafızanın ve sürekliliğin önemine vurgu yapan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yasin Bulduklu, “Aradan 10 yıl geçti. O dönem henüz 8-10 yaşlarında çocuk olan evlatlarımız bugün üniversite sıralarında oturuyor. Bu hain girişimin öncesini, sonrasını ve o büyük uluslararası kuşatmayı gençlerimize bıkmadan anlatmalı ve asla unutmamalıyız. Bu sadece bir darbe değil, ülkemizi bir iç savaşa sürükleme girişimiydi” diyerek milli bilincin taze tutulması gerektiğinin altını çizdi.

Türk Medyası O Gece Vatan Savunmasında Kusursuz Bir Sınav Verdi
Panelde sektörel deneyimlerini ve medyanın operasyonel gücünü paylaşan Anadolu Ajansı (AA) İzmir Bölge Müdürü Ahmet Caner Baysal, 15 Temmuz gecesi Gaziantep Bölge Müdürü olarak görev yaptığını belirterek, ilk anlarda yaşanan şaşkınlığı ve ardından hızla alınan millî aksiyonu anlattı. Gazetecilerin o gece canları pahasına tarihi bir sorumluluk üstlendiğini ifade eden Baysal, “Olayın ilk dakikalarında kendi iç iletişim gruplarımızda öğrendik. Başlangıçta bir şaşkınlık oldu ama mesleki refleksimiz ile durumu hızlıca anlamaya çalıştık. ‘Böyle bir askeri darbe girişimi bu çağda nasıl olabilir?’ diye konduramıyorsunuz başlangıçta ama hafızamızı ve profesyonelliğimizi çok çabuk toparladık. Türk medyası olarak o gece hakikaten kusursuz ve çok başarılı bir sınav verdik” dedi.
Her Bir Vatandaşımız Bizim İçin Sahadaki Bir Muhabirdi
Darbe girişiminin kırılma noktalarında Anadolu Ajansı ve yerel medyanın üstlendiği “hakikati gösterme” misyonuna değinen AA İzmir Bölge Müdürü Baysal, halkın direnişini dünyaya duyurmak için mobil teknolojileri etkin kullandıklarına işaret etti. Baysal, “Bugün hafızalara kazınan, az önce ekranlarda izlediğimiz o tarihi ve çarpıcı görüntülerin tamamı bizim kanallarımız aracılığıyla dünyaya servis edildi. O gece adeta her bir vatandaşımız sahada bizim için birer muhabir gibi çalıştı. Sahadan gelen anlık görüntüleri abonelerimize servis ettik. Bizim o anki tek ve en büyük amacımız; Türk milletinin bu hain darbeye karşı gösterdiği o asil duruşu ve sarsılmaz iradeyi dünyaya anında ilan edebilmekti. Sosyal medyanın bu kadar yaygın olduğu bir dönemde doğru ile yanlış; dezenformasyon ile hakikat birbirine çok çabuk karışıyor. Cuntacılar TRT’de zorla bildiri okutup CNN Türk’ü basarken, Anadolu Ajansı binasına da yöneldiler. Ancak emniyet güçlerimizin aldığı kararlı önlemler ve çalışanlarımızın dik duruşu sayesinde içeri sızamadılar. Çünkü biz o sırada çok stratejik bir görev yürütüyorduk: Hakikati tüm çıplaklığıyla ortaya koymak mecburiyetineydik ve bunun için ölmeye de hazırdık” şeklinde konuştu.
Mobil Teknolojiler Etkin Şekilde Kullanıldı
İletişim teknolojilerinin ve sonrasında medya yoluyla yapılan açıklamaların darbenin seyrini değiştirdiğini belirten AA İzmir Bölge Müdürü Baysal, 15 Temmuz’un geçmiş askeri darbelerle mukayese edildiğinde medyanın milleti birleştiren yönünün ön plana çıktığını söyledi. Baysal, “1960 ve 1980 darbelerinde iletişim imkânları bu kadar güçlü değildi. Cuntacılar radyoya veya TRT’ye gidip tek bir bildiri okutuyor, orayı durdurunca iletişim ağlarını kapatıyor ve halkı kaderine razı olmaya zorluyordu. Toplumun organize olması engelleniyordu. Fakat 15 Temmuz’da çok büyük bir avantajımız vardı: İletişim altyapısı artık çok güçlü ve yayınları kesemediler. Eğer o gece iletişim hatları koparılsaydı, süreç çok daha karanlık ve farklı noktalara evrilebilirdi. İletişim kesilmeyince bizler cep telefonlarımızla canlı yayınlar yaptık, haberlerimizi mobil olarak geçtik ve müthiş bir mobilizasyon sağladık. Sayın Cumhurbaşkanımızın Facetime üzerinden televizyonlara bağlanarak halkı meydanlara davet etmesi, dönemin Başbakanı Sayın Binali Yıldırım’ın ‘Bu bir kalkışmadır’ diyerek irade göstermesi bu sayede dalga dalga yayıldı. Hemen ardından İstanbul’da 1. Ordu Komutanı’nın ve peş peşe vatansever subayların net açıklamaları Anadolu Ajansı üzerinden servis edildi. Bu açıklamalar, darbe cuntasının psikolojik harbinde çok büyük bir kırılma yarattı ve milletimiz 81 ilde meydanları doldurdu” dedi.
Yakın Tarihin Gerçekleri Genç Kuşaklara Doğru Kanallarla Anlatılmalı
Gaziantep’te görev yaptığı dönemde bölgesel krizleri ve terör operasyonlarını çok yakından tecrübe ettiğini hatırlatan AA İzmir Bölge Müdürü Baysal, yakın tarihin objektif bir şekilde genç kuşaklara aktarılmasının hayati olduğunu söyleyerek konuşmasını tamamladı: “Gaziantep’te görev yaparken Suriye’deki iç savaşı 2011 yılından itibaren tam 6 yıl boyunca çok yakından, sınır hattında takip ettim. Suriye’nin iç savaştan önceki halini de biliyorum, şimdiki yıkılmış durumunu da. Keza Güneydoğu’da PKK terör örgütünün hendek barikat operasyonlarıyla yaratmak istediği o kalkışma iklimini ve halkımıza yaşattığı büyük acıları da bizzat sahada soludum. Bütün bu yaşadıklarımız aslında uzak değil, çok yakın tarihler. Bu ülkenin geleceği olan gençlerimize, üniversite öğrencilerimize hiçbir siyasi kaygı ve yaklaşım gütmeden, tamamen objektif ve yalın gerçeklerle bu süreçleri anlatmak zorundayız. Türkiye’nin nasıl bir uçurumun kenarından döndüğünü bilmeliler ki bir daha böyle acı olaylarla, hain pusularla karşılaşmayalım. Bu noktada medyanın gücünü, hafızayı taze tutmak ve gerçekleri gelecek kuşaklara doğru kanallarla aktarmak için çok daha etkin kullanmalıyız.”

Konuşmaların ardından Rektör Prof. Dr. Köse panelistler AA İzmir Bölge Müdürü Baysal ile Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bulduklu’ya teşekkür belgesi takdim etti.



İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi (İKÇÜ MMF) 2025-2026 eğitim-öğretim yılı mezuniyet töreninde 314 genç mühendis diplomalarını alarak kep attı. Yüzde 100 İngilizce eğitim veren ve MÜDEK akreditasyonlarıyla öne çıkan fakültenin mezuniyet törenine aileler, akademisyenler, sektör temsilcileri ve mühendislik meslek odalarının yöneticileri yoğun katılım gösterdi.
Fakülte bünyesindeki dokuz bölümü başarıyla bitiren öğrenciler, spor salonunda iki oturum halinde gerçekleştirilen mezuniyet töreniyle mühendislik mesleğine uğurlandı. İlk oturumda Biyomedikal, İnşaat, Elektrik-Elektronik ve Bilgisayar Mühendisliği bölümleri; ikinci oturumda ise Harita, Makine, Metalurji ve Malzeme, Mekatronik ile Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği bölümlerinin öğrencileri mezuniyet sevinci yaşadı.
Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Süleyman Akbulut, MMF Dekanı Prof. Dr. Gökçen Bombar, bölüm başkanları ve akademisyenlerin ev sahipliği yaptığı törenlerde; Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Nejat Toscalı ve yönetim kurulu üyeleri, İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Özlem Ozant, Makine Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Sekreteri Necmi Varlık, Metalurji ve Malzeme Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Emre Baran ve Petrol Mühendisleri Odası Başkanı İnanç Alptuğ Hidiroğlu da genç mühendislerin mezuniyet heyecanına ortak oldu.
Araştırma Üniversitesi Yolunda Kararlı İlerleyiş
Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Süleyman Akbulut, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesinin “Araştırma Üniversitesi” olma yolunda emin adımlarla ilerlediğini vurguladı. Kuzey İzmir TEKMER ve Teknoloji Geliştirme Bölgesi (Teknopark) gibi yapılarla sanayi iş birliklerini güçlendirdiklerini belirten Prof. Dr. Akbulut, “Üniversitemiz, araştırma üniversitesi olma doğrultusunda stratejik bir yönetim benimsemiş ve bu amaçla farklı alanlarda önemli adımlar atmayı sürdürmektedir. Kuzey İzmir TEKMER A.Ş., TTO A.Ş. ve son olarak şirketi kurulan ve faaliyetlerine başlayan Kuzey İzmir Teknoloji Geliştirme Bölgesi gibi yapılar aracılığıyla bilimsel bilginin teknolojiye dönüştürülmesine yönelik çalışmalar artarak devam etmektedir. Üniversitemizin iki büyük sanayi bölgesinin merkezinde yer alması ve İzmir’in kuzey aksındaki sanayi bölgelerine yakınlığı da farklı sektörlerden firmalarla yakın iş birliği içerisinde olmamıza ilave katkı sağlamaktadır. Rektörlüğümüz, Dekanlığımız, Proje Genel Koordinatörlüğümüz, Kariyer Merkezimiz, Uygulama ve Araştırma Merkezlerimiz, öğrenci topluluklarımız ve diğer ilgili birimlerimizle ortak çalışarak sanayimizin önde gelen firmalarını üniversitemizde akademisyenlerimiz ve öğrencilerimizle buluşturmak için yoğun bir gayret içerisindeyiz. Bu sinerjinin ve teknoparkımızın Mühendislik ve Mimarlık Fakültemizdeki akademisyenler ve öğrenciler için ne kadar önemli olduğunun farkındayız. Üniversitemiz, genç bir yükseköğretim kurumu olmasına rağmen kısa sürede önemli akademik başarılara imza atarak gelişimini kararlılıkla sürdürmekte ve farklı olduğunu göstermektedir. Fakültemizde bulunan yedi bölümün MÜDEK tarafından akredite olması hem üniversitemizin hem de fakültemizin kalite yolculuğunda çok kıymetli bir gelişme olmuştur. Bu çalışmalarda görev alan tüm akademik ve idari personele çok teşekkür ediyorum” dedi.
Değişimin İzleyicisi Değil, Tasarlayıcısı Olacaksınız
Prof. Dr. Akbulut, mezunlara hitaben yaptığı konuşmada çözümler arayan ve üreten mühendislerin ülkemizin gelişmesinde çok önemli roller üstleneceğini kaydetti. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Akbulut, “Gelişimin ve değişimin çok hızlı olduğu bir teknoloji çağında yaşıyoruz. Yapay zekâ, veri bilimi, sürdürülebilir enerji gibi alanlar geleceği şekillendirecek. Birer Türk mühendisi olarak sizler, küresel ölçekteki bu teknolojik değişimi sadece dışarıdan izleyen değil; ülkemizin yerli ve milli teknoloji hamlesini sırtlayan, dışa bağımlılığı azaltacak yerli çözümleri tasarlayan ve uygulayan asıl güç olacaksınız. Ülkemizin, kendi kaynaklarıyla katma değeri yüksek fikirler ve yerli teknolojiler geliştirecek mühendislere her zamankinden daha çok ihtiyacı var. Attığınız her imzada dürüstlüğü, çevreye duyarlılığı ve insan odaklı olmayı ilke edinin. Hepinize ömür boyu sağlık, mutluluk ve başarılar diliyorum. Yolunuz ve bahtınız açık olsun” diye konuştu

MÜDEK Akreditasyonları Eğitim Kalitesini Tescilledi
Mühendislik ve Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gökçen Bombar, dokuz bölümden 314 genç mühendisi daha ülkeye kazandırmanın mutluluğunu yaşadıklarını belirtti. İlk mezunlarını 2016 yılında vermeye başlayan MMF’nin bugüne kadar 2 bin 416 mezununu sektöre kazandırdığını aktaran Prof.Dr. Bombar, fakültenin öğrenci odaklı dönüşüm stratejilerinin güçlü sonuçlarını aldıklarını ve uluslararası standartlardaki eğitim kalitesine dikkat çekti. MMF Dekanı Prof. Dr. Bombar, “Fakültemizde yedi programımızın MÜDEK tarafından tam akreditasyon sahibi olması, sunduğumuz mühendislik eğitiminin küresel geçerliliğini ve yüksek kalitesini tescilleyen, Türkiye genelinde nadir görülen bir başarıdır. Fakültemizde Elektrik-Elektronik Mühendisliği ve Makine Mühendisliği Programlarının akreditasyonu 3 yıl daha uzatılmıştır. Biyomedikal Mühendisliği ilk başvurusunda akredite olmuştur. Harita Mühendisliği, İnşaat Mühendisliği, Mekatronik Mühendisliği ve Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Programları ise tam akreditasyon sahibi olmuştur. Bilgisayar Mühendisliği Bölümü mezunlarını verdikten sonra Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği Bölümü ile birlikte akreditasyon sürecindeki çalışmalarımıza devam edeceğiz. Akreditasyon süreçleri, eğitim kalitemizin sürdürülebilirliği açısından en büyük güvencemizdir. Sizler için çalışan emek veren ve burada mezuniyetinizde sizi yalnız bırakmayan değerli bölüm başkanlarımıza ve akreditasyon komisyonu üyelerimize yürekten teşekkürlerimi sunarım. Onlar imkânsız denileni başardılar” dedi.
Vatanını En Çok Seven, İşini En İyi Yapandır
Son olarak meslektaşlarına seslenen Prof.Dr. Bombar,” Sizler eğitim–öğretim faaliyetlerimizi geliştirirken görüşüne başvuracağımız başlıca paydaşlarımızdan birisi olacaksınız. Ayrıca iş hayatındaki tecrübelerinizi, yeni öğrencilerimizle paylaşmanız ve onları yönlendirmeniz de büyük katkı sağlayacaktır. Bu nedenle üniversitemizin mezun iletişim sistemine üye olmanızı, üniversitemizin sizler için hazırladığı mezun kartını kullanarak üniversitemizde gerçekleştirilecek etkinliklere katılmanızı bekliyoruz. İKÇÜ ailesinin bir üyesi olarak, kapımız sizlere her zaman açık olacaktır. Sizleri hayata, bilimi, ahlakı, meslek sevgisini, memleket sevdasını, ülkemizin büyük ideallerini, kuşanmış olarak uğurluyoruz. Hangi görevi yaparsanız yapın en iyisini yapmaya çalışın, mütevazi olun kibre yenilmeyin, etik kurallara uyun, toplumun her ferdine karşı nazik ve memleketimize faydalı mühendisler olun. Sadece kendi kariyerini düşünen değil; sahip olduğu bilgi birikimini, mühendislik dehasını ve ürettiği teknolojileri memleketimizin kalkınması, sanayimizin güçlenmesi ve insanımızın refahı için seferber eden, ülkesine katma değer sağlayan faydalı mühendisler olun. Şuna eminim ki kariyer hayatınız boyunca başladığınız işi bitireceksiniz, yılmayacaksınız, vazgeçmeyeceksiniz. Asla unutmayın, vatanını en çok seven, işini en iyi yapandır” ifadelerini kullandı.

Asıl Mesele Başarılı Olmak Değil, Faydalı Olmaktır
Fakülte ve Bilgisayar Mühendisliği Bölüm Birincisi Sılagül Erol ise tüm mezunlar adına yaptığı konuşmada mezuniyetin bir bitiş değil, yeni bir sorumluluğun başlangıcı olduğunu vurguladı. Bilimin ancak özgür düşünce ve sorgulama ortamlarında gelişebileceğini ifade eden Erol, “Bizler hangi şartlarda olursak olalım; akıldan, bilimden, fikir özgürlüğünden, adaletten ve vicdandan ayrılmadan yürümeye devam edeceğiz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşma idealini hatırlamak gerektiğine inanıyorum. Ülkesine karşı sorumluluk duyan her genç için asıl mesele yalnızca başarılı olmak değil; aynı zamanda faydalı olmaktır. Bugün burada fakülte derecesiyle mezun olmanın gururunu taşıyor olsam da bu başarının yalnızca bir kişiye ait olmadığını çok iyi biliyorum. Bu başarıda ailemin sonsuz desteği, dostlarımın varlığı, hocalarımın emeği ve fakültemizin bana kattığı her şeyin payı var. Bu nedenle başta ailem ve her daim yanımda olan dostlarım olmak üzere, üzerimde emeği bulunan bütün hocalarıma ve fakültemizin tüm mensuplarına içten teşekkürlerimi sunuyorum. Özellikle anneme; bana küçük yaşlardan itibaren hak ve adalet duygusunu öğrettiği, en umutsuz anlarımda bile bana güç ve cesaret verdiği için sonsuz teşekkür ediyorum. Mezuniyet sevincini yaşayan tüm arkadaşlarımı gönülden kutluyorum. Yolumuz açık, vicdanımız güçlü, hedeflerimiz büyük olsun. Üreten, geliştiren, sorumluluk alan, ülkesine ve insanlığa fayda sağlayan bireyler olarak hayat yolculuğumuza devam etmemizi diliyorum” dedi
Konuşmasının ardından fakülte birincisi Erol, mezuniyet kütüğüne dönem plaketini çakarak başarısını ölümsüzleştirdi.


Fakülte İlk Üçü Bilgisayar Mühendisliğinden
Mezuniyet töreninde fakülte ve bölümlerinde dereceye giren öğrencilere başarı belgeleri ile çeşitli hediyeler, protokol üyeleri, akademisyenler ve sektör temsilcileri tarafından takdim edildi. Fakülte genelinde ilk üç dereceyi Bilgisayar Mühendisliği Bölümü öğrencileri elde ederken, Sılagül Erol fakülte birincisi, Özlen Yudum Besleme fakülte ikincisi ve Sarp Sünbül fakülte üçüncüsü olarak ödüllerini aldı. Bölüm derecelerinde ise Biyomedikal Mühendisliği Bölümünde Mariama Bah birinci, Esin Bilge Kıymetli ikinci, Beyza Şen ise üçüncü oldu. İnşaat Mühendisliği Bölümü birincisi Hilmi Kuşpaz’ın başarı belgesi; İnşaat Mühendisliği Bölüm Başkanı Prof. Dr. Gökçen Bombar, Taykon Çelik Firması Temsilcisi Anıl Karabulut ve İnşaat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Temsilcisi Melike Yıldırımtarafından takdim edildi. Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü birincisi Emirhan Marifet, Makine Mühendisliği Bölümü birincisi Ozan Aygün ile bölüm ikincisi Asude Keskin ve Malzeme Bilimi ve Mühendisliği Bölümü birincisi Melike Yeğin de başarı belgelerini alarak mezuniyet sevincini yaşadı. Mekatronik Mühendisliği Bölümünde ise Büşra Neva Çelebi birinci, Mehmet Emin Koç ikinci ve Ceren Kahraman üçüncü olarak ödüllendirildi. Harita Mühendisliği ile Petrol ve Doğalgaz Mühendisliği bölümlerinden mezun olan öğrenciler de diplomalarını alarak mezuniyet coşkusuna ortak oldu.
Mühendislik meslek andını hep birlikte okuyan mezunlar, geleneksel kep atma seremonisiyle mezuniyet sevinçlerini paylaşarak meslek yaşamlarına ilk adımlarını attı.
